Bilip de kulağımızın üstüne yattığımız çok da önemsemediğimiz bilgileri tekrar edelim. Hem de durmaksızın. Konumuz bir kez daha küresel ısınma. Küresel ısınmanın sebep olduğu olaylardan biri de yer küredeki buzulların erimesidir. Küresel ısınma hem atmosferin hem de okyanus sularının sıcaklıklarının artmasını tetikleyerek buzulların olağan seyrinden daha hızlı erimesine neden olmaktadır.
Yeni açıklanan bir rapora göre buzullar en düşük seviyesine ulaştı. Küresel ısınma 2,7 santigrat derecede devam ederse,2100 yılında buzulların yüzde 68’i, kara buzullarının da yüzde 32’si eriyecek. The Guardian Gazetesi’nin 5 Ocak 2025 tarihli araştırmadan aktardığına göre, söz konusu buzul kaybının en az yarısı önümüzdeki 30 yıl içinde olacak.
Tam Antarktika buzulları erirse (Bu gidişle olabilecek bir gelişme) dünya çapında deniz seviyesi yaklaşık 70 metre (230 fit)yükselir, hesap böyle. Bu, bilinen dünya haritasını değiştirecek bir gelişme. Çünkü tüm kıyı şeritleri sular altında kalır ve dünyadaki bütün kıyı şehirleri kaybolur
Bizi de etkiliyor
Memleketimiz de bu ısınmadan vareste değil elbette. Güzelim Antalya, İzmir, Hatay, Trabzon, Sinop kıyı şeridi!.. Bu ülkenin lokomotifi İstanbul’un da kalmışsa sahillerinin sular altında kalması demektir ki, tam bir facia diyebiliriz.
Dahası da var. Küresel ısınmanın, özellikle su kaynaklarının azalması, şiddetli kuraklık ve taşkınların yaşanması, orman yangınları ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumuz yönlerden etkilemeye başladı bile. Türkiye’de son dönemlerde meydana gelen aşırı hava olayları da bu olumsuzluğun önemli göstergelerindendir. Yaşadığınız illerde bu kadar sık su kesintisine en son ne zaman tanık oldunuz?
Yaşam biçimi değiştirilmeli
İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, düşük karbonlu ekonomiye küresel düzeyde geçilmesi hususu, insanların yaşam biçimlerini, üretim ve imalat yöntemlerini değiştirecek köklü bir dönüşüm öngörmektedir. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmaları salt bir çevre sorunu olarak algılanmamalıdır. Gerçekte, bu mücadele ülkelerin izleyeceği büyüme stratejilerini, enerji politikalarını, sağlık ve tarımla ilgili programlarını, su kaynaklarının kullanımını, gıda güvenliğini, düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini doğrudan etkileyebilecek ve bunların geliştirilmesinde belirleyici olabilecektir. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için gelişmiş ülkelerin, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme taahhütlerini yerine getirmesi önem taşımaktadır.
Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı en hassas bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Çevre ve İklim Değişikliği Akdeniz Uzmanları Ağı Raporu’na göre, Akdeniz bölgesi dünyadaki diğer bölgelere göre yüzde 20 daha fazla sıcaklık artışına maruz kalmaktadır. 2040 yılına kadar Akdeniz'deki sıcaklık artışının 2,2 santigrat dereceye ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye, yaşanan olumsuz gelişmelerin önlenmesi ve meydana gelen zararın telafisi, gelecek nesillere temiz bir çevre teslim edilmesi için, kalkınma hedeflerine halel getirmeyecek çalışma ve düzenlemeleri yapmakta, ikili işbirliğini geliştirmekte, bölgesel ve uluslararası çalışmalara etkin katılım sağlamaktadır.







