Sıcak iklimlerde yetişen ve ekiminden hasadına kadar yaklaşık 5-6 aylık bir büyüme döngüsü bulunan pamuk bitkisi, tohumla çoğaltılıyor ve çimlenme süreci toprağın sıcaklık ve nem durumuna bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Küresel ısınmanın bu parametreler üzerindeki etkileri pamuk üretim sahalarında, üretimde ve verimde değişimleri gündeme getiriyor. Dünyadaki en büyük pamuk üreticisi ilk 6 ülkenin Çin, Hindistan, ABD, Pakistan, Brezilya ve Özbekistan 7’nci sırada yer alan Türkiye’nin ilk sıralardaki ülkelerle karşılaştırıldığında daha küçük bir üretime sahip olduğunu fakat dünya pamuk piyasasında önemli bir oyuncu olmayı sürdürüyor.
Dünya genelinde pamuk ekim alanı büyüklüğünde 11’inci sırada yer alan Türkiye’nin birim alan başına lif pamuk veriminde 5’inci, pamuk tüketiminde ve ithalatında ise 4’üncü sırada yer alıyor. Pamuk üretiminde en büyük paya sahip ilin yüzde 42 ile Şanlıurfa olduğu, ardından yüzde 14,4 ile Diyarbakır, yüzde 11,6 ile Aydın, yüzde 8,8 ile Hatay, yüzde 5,5 ile İzmir ve yüzde 4,1 ile Adana geliyor. Pamuk yetiştirilirken kullanılan su miktarı, bitkiye ihtiyaç duyulan yağmur suyu (yeşil su) ve yer altı akışlarının (mavi su) toplamı olarak düşünülmelidir. Pamuk üretiminde yaklaşık 3,68 milyar metreküp mavi su kullanılıyor. Pamuk bitkisinin birim yeşil ve mavi su ayak izi ise tonda 205 metreküp ile 1641 metreküp arasında değişiyor. Özellikle kurak bölgelerde pamuk yetiştiriciliği, su kaynaklarının sürdürülebilirliği üzerinde olumsuz bir etkiye sahip.
VERİM VE KALİTE KAYIPLARI
İklim değişikliğinin pamuk üretimini sıcaklık artışları, su kaynaklarının azalması ve kuraklık, aşırı sıcaklık veya soğukluk gibi aşırı hava olayları vasıtasıyla etkilerken, yüksek sıcaklıkların verimi azalttığını, su kıtlığının sulama ihtiyaçlarını artırdığını, ayrıca değişen iklim koşullarının hastalık ve zararlıların olumsuz etkilerini çoğaltarak üretim sürecini olumsuz etkiliyor. Aşırı yağışlar veya kuraklık yani düzensiz yağış dağılımı, yapılan ilk ekimlerin bozulmasına ve tekrar ekim yapılmasına yol açtı. Üretim sezonunun kısalması verimin de azalmasına sebep oldu. Üretim sezonunda yaşanan aşırı sıcak hava dalgaları özellikle pamuk bitkisini taraklanma, çiçeklenme, koza oluşumu gibi kritik büyüme dönemlerinde strese soktu. Bu faktörlerin tamamı pamuk bitkisinin verim ve lif kalitesinde azalmalar meydana getirdi. Sonuç olarak, iklim değişikliği son 5 yılda Türkiye’de pamuk üretiminde verim ve kalite kayıplarına yol açtı. Bölgesel farklılıklar göstermekle birlikte, genel olarak birim alandan alınan ürün miktarı ve karlılık azaldı.
SU KITLIĞI
Türkiye’deki en önemli pamuk üretim alanlarının Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde bulunduğunu fakat artan sıcaklıklar, kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle bu bölgelerde pamuk yetiştiriciliğinin büyük risk altında. İklim değişikliği senaryolarına göre Türkiye’nin pamuk üretim alanlarının gelecekte önemli ölçüde değişmesinin beklendiğine dikkat çekiliyor. Ege Bölgesi’ndeki pamuk üretim alanları, ısınmanın etkisiyle Ege’nin kuzey kesimlerine doğru kayabilir. Ancak buralarda da sıcaklık artışı ve yağış rejimindeki değişiklikler nedeniyle, verimlilik ve üretim miktarlarında azalmalar olabilir. İklim değişikliği senaryolarına göre, Türkiye’nin kuzeybatı bölgelerinde yani Marmara ve Karadeniz kıyılarında da pamuk yetiştiriciliği imkanları artabilir yani sıcaklık artışları nedeniyle gelecekte bu bölgeler pamuk tarımına daha uygun hale gelebilir. Ancak buralarda da aşırı yağışlar, sel riski gibi yeni zorluklar ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle 2050’li yıllarda Türkiye’nin pamuk üretim haritasının önemli ölçüde değişmesi bekleniyor. Mevcut üretim alanlarının daralması, yeni alanların ön plana çıkması öngörülüyor. Ancak iklim değişikliğinin gidişatına göre bazı bölgelerde pamuk tarımının tamamen olanaksız hale gelme ihtimali de var.
KURAKLIĞA DAYANIKLI ÜRÜNLER
Uzmanlar, pamuk üretiminde kullanılan fosil yakıtlar ve kimyasal gübrenin karbon salımını artırabileceği, üretimden kaynaklı çevresel etkilerin azaltılması ve iklim değişikliğinin pamuk üretimini olumsuz etkilememesi için sürdürülebilir tarım uygulamalarının benimsenmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması ve fosil yakıtların azaltılmasına dikkat çekildi.